Traducción al turco de la Declaración de la LAI contra la agresión imperialista en Irán

A continuación compartimos una traducción publicada por Avrupa Haber de la declaración emitida por el Comité Coordinador de la Liga Antiimperialista (LAI).


Anti Emperyalist Birlik (AIL) Koordinasyon Komitesi tarafından İran’a yönelik emperyalist saldırganlığa ilişkin yayımlanan bildiriyi burada kamuoyuyla paylaşıyoruz.(AHM)

KÜRESEL HAYDUT ABD EMPERYALİZMİ VE İSRAİL SİYONİZMİ’NİN SALDIRGANLIĞINA KARŞI DURALIM, İRAN HALKININ ÖZGÜR-DEMOKRATİK GELECEĞİNİ İNŞA ETME MÜCADELESİNİ DESTEKLEYELİM!

ABD emperyalizmi ve yanına aldığı İsrail Siyonist gericiliği bölgeyi kan ve kaosa boğmak için yeni bir savaş dalgası başlattı. Halklar yeni bir katliam ve vahşet sürecinin içerisine sürüklenmiş oldu.

ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’i açısından İran’a yönelik (aynı biçimde Lübnan’a) saldırılarından kolayca istedikleri sonucu alamayacağı çok nettir. İran’a yönelik saldırlar başladıktan ve İran’ın karşılık vermesinden sonra devam eden süreçte yaşananlar, İran gericiliğinin ruhani önderi ve önde gelen askeri-siyasi ve istihbarat sorumlularının öldürülmesine rağmen, İran’ın savaşı yaygınlaştırarak devam ettirmesi de bu durumun somut kanıtıdır.

Bugün Filistin’den İran’a uzanan emperyalist ve Siyonist saldırganlık, bölgenin yeniden paylaşımı ve yeniden dizaynı girişiminin bir halkasıdır. Bölgede yaşanan emperyalist saldırganlıkla şekillenen gerici savaş, sadece İran’ı değil, bütün Ortadoğu’yu tehdit etmektedir. ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’inin saldırganlığı, bu dizaynın zor gücünü oluştururken, Körfez monarşileri, bölgesel uşakları ve askeri üs ağları ise bu sürecin lojistik ve siyasal dayanaklarını sağlamaktadır.

Bölgedeki güç dengelerinin yeniden kurulması çabası, emperyalist güçlerin doğrudan ve dolaylı müdahaleleriyle şekillenmektedir. Bu müdahaleler, sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasal araçlarla da yürütülmektedir.

Ortadoğu ve çevresi, enerji kaynakları bakımından dünyanın en zengin bölgelerinden biri olmasının yanında, küresel ticaretin ve ekonominin merkezi konumundadır. Bölgede yer alan petrol ve doğalgaz rezervleri, dünya enerji arzının büyük bir kısmını karşılamakta; Hürmüz Boğazı, Babül Mandep gibi boğazlar ise deniz yoluyla yapılan küresel ticaretin kritik geçiş noktalarıdır. Babül Mandep, yılda yaklaşık 2 trilyon dolar değerinde metanın geçtiği bir darboğaz olarak, Afrika ile Asya arasındaki ticaretin güvenliğini ve sürekliliğini doğrudan etkilemektedir. Hürmüz Boğazı’ndan ise dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20-30’u ve LNG ticaretinin yüzde 20’si taşınmaktadır. İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ı Hark Adası üzerinden gerçekleşirken, Katar’ın LNG tesisleri ve Suudi Arabistan’ın Ras Tanura rafinerisi gibi altyapılar, küresel enerji piyasalarında fiyatların ve arzın belirlenmesinde kilit rol oynamaktadır. Dubai Havalimanı gibi lojistik merkezler ise sadece enerji değil, genel ticaretin de bölge üzerinden akışını hızlandırmaktadır.

Uluslararası finans, lojistik ve üretim zincirlerinin merkezinde yer alması bölgeyi dünya ekonomisinin istikrarı açısından bölgeyi vazgeçilmez kılmaktadır.

İran’ın ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’i tarafından hedef alınmasının temeli, bu stratejik önemi yüksek bölgenin merkezinde yer almasıyla ilgilidir.

ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı yaptırımlar, saldırılar ve baskılar, sadece İran devletini değil, tüm bölgedeki enerji ve ticaret güvenliğini tehdit eder niteliktedir.  Zira İran’ın enerji ihracatına yönelik kısıtlamalar, dünya piyasasında arz sıkıntısı ve fiyat dalgalanmalarına yol açmakta, bu da küresel ekonominin dengesini bozmaktadır.

İran’a yönelik saldırganlığın diğer bir yüzünü de emperyalistler arası güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesi oluşturmaktadır. ABD’nin bölgeye yönelik askeri ve ekonomik müdahaleleri, Ortadoğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirme ve kendi çıkarlarını koruma stratejisinin bir parçasıdır. Rusya ve Çin gibi yükselen güçlerin bölgeye artan ilgisi, küresel rekabeti daha da kızıştırmakta bu güçlerin bölgedeki etkisinin sınırlandırılması amacıyla İran hedef alınarak saldırılar gerçekleşmektedir.  Özellikle son yıllarda Rusya ve Çin’in bölgeye yönelik stratejik hamleleri dikkat çekmektedir. Rusya, İran ile olan enerji işbirlikleriyle bölgede nüfuzunu artırırken, Çin ise “Kuşak ve Yol” (Belt and Road) girişimi kapsamında Ortadoğu’daki limanlara ve altyapı projelerine büyük yatırımlar yapmaktadır. Çin’in Körfez ülkeleriyle yaptığı enerji anlaşmaları, hem kendi enerji arz güvenliğini pekiştirmekte hem de bölge ülkeleriyle ekonomik bağlarını güçlendirmektedir. Ayrıca, Çin’in Suudi Arabistan ve İran ile geliştirdiği ilişkiler, ABD’nin bölgedeki geleneksel hakimiyetine meydan okuyan yeni bir güç dengesi yaratmaktadır. Rusya ise askeri üsleri ve silah satışlarıyla, bölgesel ittifaklar ve enerji piyasalarındaki rolüyle ekonomik ve siyasi etkisini derinleştirmektedir. Bu nedenle, bölgedeki savaş ve çatışmalar yalnızca yerel değil, küresel ekonominin ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesine de doğrudan etki etmektedir.

Bu süreç, nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın emperyalist sistemin çelişkilerini daha fazla derinleştirecek ve sistemin tarihin çöplüğüne doğru kaçınılmaz yolculuğunu biraz daha hızlandıracaktır.

Emperyalist Sistem ve Savaşın Yapısal Karakteri 

“Üretici güçlerin gelişmesi ve sermaye birikimi ile sömürgelerin ve mali sermayenin ‘nüfuz bölgeleri’nin paylaşılması arasındaki orantısızlığı ortadan kaldırmak için, kapitalizm zemininde savaştan başka hangi araç olabilirdi?” (Lenin)

Emperyalizm, Lenin’in tanımıyla yalnızca bir “dış politika tercihi” değil, tekelci sermayenin, finans kapitalin ve dünya ölçeğinde yeniden bölüşüm kavgasının tarihsel bir evresidir. Bu evrede savaş, bir “hata” veya “çılgın liderlerin macerası” olarak değerlendirilmemelidir. Savaş, birikim rejimindeki tıkanmaları aşmak, nüfuz alanlarını yeniden belirlemek ve sınıf tahakkümünü hem içeride hem de dışarıda pekiştirmek için başvurulan yapısal bir araçtır.

Kapitalist ekonominin gelişimiyle birlikte, sermayenin yoğunlaşması ve tekelleşmesi, ulusal pazarların dünya ekonomisinin parçaları haline gelmesi, azami kar yasasının bir sonucu olarak sermayenin sürekli genişleme ihtiyacını dayatmıştır. Bunun sonucu olarak da dünya pazarlarının sürekli yeniden paylaşılması zorunlu hale gelmiştir. Lenin’in “çürüyen, can çekişen kapitalizm”, “ayakları kilden bir dev”, Mao’nun ise “kâğıttan kaplan” olarak tanımladığı emperyalizm, içinde bulunduğumuz çağın tüm temel çelişkilerini derinleştirmiş ve keskinleştirmiştir. Kapitalizmin doğasındaki bu çelişkiler, savaşları bir tercih olmaktan çıkarıp bir zorunluluk haline getirmiştir.

Emperyalist sistem, içsel yasaları gereği, güç dengelerinin sürekli değişimini, bazı güçlerin zayıflamasını, bazılarının ise güçlenmesini kaçınılmaz kılar. Emperyalist ittifaklar arasında yaşanan çelişkiler, gelişen kapitalist güçlerin yükselme çabası ile gerileyen güçlerin eski statükoyu koruma mücadelesi arasındaki çatışma ekseninde şekillenmektedir. Kapitalizmin emperyalist aşamasında ekonomik krizler, sadece finansal çöküşlerle değil, aynı zamanda emperyalist güçler arası rekabetin yoğunlaşmasıyla da kendini gösterir. Krizin yoğunlaşması, emperyalistlerin pazar alanlarını yeniden paylaşma mücadelesini keskinleştirir. Zira emperyalistler için esas kriz, pazar alanlarını kaybetmek ve ekonomik etkinliklerini yitirmektir.

Emperyalist sistem, saldırganlığına meşruiyet kazandırmak ve saldırganlığının üzerini ideolojik olarak örtmek için “insani müdahale”, “demokrasi”, “teröre karşı savaş”, “uyuşturucuyla mücadele” ve “nükleer tehlike” gibi kavramları kullanmaktadır. Ancak bu söylemler ne kadar kamufle edilirse edilsin, emperyalist savaşlar halklara özgürlük değil, uzun yıllar sürecek bir yıkım getirir. Bu haksız savaşlar, yalnızca dış politikada değil, aynı zamanda iç siyasette de bir teknik olarak kullanılır. Krizlerin faturası emekçilere kesilirken, “güvenlik” söylemiyle her türlü muhalefet bastırılır ve milliyetçilik körüklenerek egemen sınıflar etrafında bir birlik sağlanmaya çalışılır.

Emperyalist sistemin yapısal kriz, yalnızca ezilen halklar ve ezilen uluslar ile emperyalistler arasındaki çelişkiyi derinleştirirken, aynı zamanda emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkinin sonuçları her aşamada daha büyük krizlere dönüşmektedir. Bu aynı zamanda emperyalistler arasındaki pazar paylaşımı ve güç alanları oluşturma mücadelesini beraberinde getirmekte, böylece çok yönlü olarak büyüyen krizler sistemin yapısal sorunlarını daha fazla derinleştirmektedir. Bu kısır bir döngüdür ve bu kısır döngü, zorunlu olarak tekrar tekrar yaşanmaktadır. Bu sömürü, yağma ve yeniden paylaşıma dayalı egemenlik sisteminin, varlığını devam ettirmek için başka bir şansı da yoktur.

Dolayısıyla, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonist gericiliğinin İran’a yönelik saldırısı, emperyalist çağın işleyiş mantığının tipik bir ürünüdür ve ABD ve İsrail’in İran üzerinde uyguladığı baskı ve saldırganlık, emperyalist sistemin krizlerini ve tarihsel sıkışıklığını yönetmek için başvurduğu yayılmacı ve yeniden paylaşımcı savaş politikalarının bir tezahürüdür. Bu saldırganlık, bölgede yeni güç dengeleri yaratmayı ve emperyalist çıkarları korumayı hedeflerken, halklara ise yıkım ve kaos bırakmaktadır.

ABD Emperyalizmi İran’daki Muhalif Güçleri Kullanmak İstiyor 

Halkın kendi gücüne dayanarak kendi geleceğini şekillendirmesi ile emperyalistlerin uşaklığına dönüşerek kendi geleceğini şekillendirmeye girişmesi birbirinden tamamen farklıdır. ABD emperyalizmi Şah dönemi artıklarını, Halkın Mücahitlerini ve özellikle de Kürt güçlerini İran’a karşı başlattığı savaşta “Kara Gücü” olarak kullanmak istemektedir. Emperyalistler halklar arasında çelişki ve düşmanlık yaratmakta, var olan çelişki ve düşmanlıkları kışkırtarak hamleler yapmaktadır. Bu bilindik uygulama halklar açısından her zaman felaketler getirmiş ve kendisini emperyalistlere kullandıran tüm güçler emperyalizmin maşası olmaktan kurtulamamışlardır. Emperyalistler ise yeni daha iyi maşalar bulduklarında eskilerini rahatça feda edebilmektedirler. Bu yüzden kendisini emperyalistler açısından kullanışlı aparatlara dönüştürenler bilmelidir ki, elde edecekleri bağımsızlık olmayacaktır. Elde edecekleri, dünyanın ezilen halkları tarafından lanetlenmek ve kendilerine yönelik diğer halklar tarafından düşmanlık üretilmesinin zeminini hazırlamak olacaktır.

Emperyalist Saldırganlık, Gericilik ve Ezilen Halkların Bağımsız Mücadele Hattı 

Özellikle ABD emperyalizmi başta olmak üzere tüm emperyalistler, ezilen halkların ve ulusların esas düşmanlarıdır. Emperyalist saldırganlık, anti emperyalistlerin temel hedefi olmalı ve herhangi bir ülkeye yönelik saldırı açıkça mahkum edilmelidir. Tüm gericiliklerin kaynağı sistemin kendisidir ve her koşulda ve değişik biçimler altında sistem tarafından yeniden üretilmektedir. Somutta olduğu gibi İran faşist-feodal Molla rejimi ve İran egemen güçleri azılı halk düşmanlarıdır. İktidara geldikleri ilk anlardan itibaren tüm devrimci ve ilerici güçleri büyük bir vahşetle katletmiş, tüm ilerici ve devrimci örgütlenmeleri tasfiye etmiş, İran halkını ortaçağ karanlığına hapsetmiş ve bugüne kadar da işçi sınıfı, kadınlar, yoksullar, gençler ile ezilen ulus ve inançları baskı altına almış, gerici ve halk düşmanı bir rejimdir.

Hangi koşul ve gerekçeyle olursa olsun bizler iki gericilikten birinin yanında saf tutmak zorunda değiliz. 

Bu noktada teorik ve politik ayrım büyük bir önem taşımaktadır. Anti emperyalist çizgi, bağımsız sınıf duruşunu, halkların kendi öz örgütlülüğünü ve enternasyonal dayanışmayı merkeze koymak zorundadır. Emperyalist saldırganlık bir yanda, yerli gericilik diğer yanda; her iki güç de toplumsal muhalefeti kendi tarafına çekmeye çalışır. Hangi gerekçeyle olursa olsun, gericiliğin bayrağını taşımak, onların arkasında hizalanmak, bu gericiliğin bir parçası olmak anlamına gelir. Ezilenlerin yapması gereken, kendi bayrağı altında birleşmek ve emperyalist saldırganlığa ve yerli gericiliğe karşı mücadele etmektir.

Halklar, bu ikili cendereden ancak kendi özgün mücadeleleriyle çıkabilir. Dış müdahaleye yaslanan “kurtuluş” programları, yeni bağımlılık zincirleri üretirken, içeride gericiliğe dayanan “direniş” söylemi ise halkın özgürlük ve eşitlik taleplerini bastırır. Bu nedenle, emperyalist saldırganların ve gerici devletlerin değil, ezilen halkların yanında durmak gereklidir. İran’a yönelik emperyalist-Siyonist saldırganlığa da, İran halkını baskı altında tutan yönetimine de karşı çıkmak gerekir.

Bizim çizgimiz, bu iki kutbun dışında ve karşısındadır: emperyalizme ve gericiliğe karşı halkın devrimci bağımsız hattıdır. Bu hat, uzun yıllardır İran gericiliğine karşı mücadele eden İran’ın çeşitli milliyetlerden halkını, ezilen ulus ve inançları, devrimci ve ilerici güçleri kapsar.

Bu anlamda bu güçlerin hem emperyalist saldırganlığa hem de yerli gericiliğe karşı ortak mücadele hattını geliştirmesi desteklenmelidir. 

Böylesi süreçlerde gerici devletlerin kendi aralarındaki dalaşta hangisinin daha zayıf hangisinin daha güçlü olduğu bizler için belirleyici değildir; asıl mesele, ezilen halkların ve işçi sınıfının kendi öz gücüyle bağımsız bir mücadele hattı oluşturmasıdır. Bizler ezilen halka güvenir, ezilen halkın gücüne inanırız. Çünkü insanlık tarihi göstermiştir ki, emperyalist saldırganlık ve yerli gericiliğin karşısında halkların bir araya gelerek kendi çıkarları doğrultusunda örgütlenmesi, tarih boyunca devrimci hareketlerin yükselmesine zemin hazırlamıştır. Bu mücadele hattı, emperyalist ve gerici blokların dışında ve karşısında, halkların özgürlük ve eşitlik taleplerini esas alır.

Her sınıf kendi ölüsüne ağlar ve kendi sınıfının acılarını, öfkesini yüreğinde taşır. Ne emperyalist saldırganlığın ne gerici, halk düşmanı rejimlerin bayrağının altında toplanmak, ne de her iki gericiliğin temsilcilerinin acısını paylaşan pozisyonda olmak, anti emperyalistlerin, devrimcilerin takınacağı tutum değildir. Bırakalım gericiler kendi bayrakları altında toplansın, kendi ölülerinin fotoğraflarını taşısın, kendi acılarıyla baş başa kalsınlar. Bizler ezilen ve baskı altında tutulan ulusların, halkların, işçi sınıfının ve devrimcilerin acısını kendi yüreğimizde taşıyalım, ezilenlerin ölümsüzleşenlerini onurlandıralım. 

Bu nedenle biz anti emperyalistlerin tutumu iki yönlü ve oldukça nettir:

1) Önceliğimiz emperyalist saldırganlığı teşhir etmek, bu saldırganlığa karşı dünyanın işçi ve emekçilerinin dayanışmasını sağlamak olmalıdır. ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’inin İran’a yönelik saldırganlığını açıkça kınıyoruz. İran’a yönelik emperyalist saldırganlık durdurulmalıdır. Emperyalist saldırganlık, yalnızca dışarıda değil içeride de rıza üretmek amacıyla evrensel değerlerin diliyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. “İnsani müdahale”, “demokrasi”, “teröre karşı savaş” gibi kavramlar bu ideolojik kamuflajın araçlarıdır. Ancak, bu saldırılar ezilen halklara özgürlük değil, uzun yıllar sürecek bir yıkım ve bağımlılık getirecektir. Bu yüzden, emperyalist saldırganlık hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, bizlerin görevi halkların yanında durmak ve bu saldırganlığa karşı ortak mücadele geliştirmektir.

2) Dayanışmamız İran egemen sınıflarıyla değil emperyalist saldırganlık ve yerli gericiliğin baskısı altında yaşayan İran halkının, demokratik-adil bir yaşam mücadelesi içindir. İran’daki molla rejimi, işçi sınıfını, kadınları, yoksulları, gençleri ve ezilen ulus ve inançları baskı altında tutan, gerici ve halk düşmanı bir yapı olarak karşımızda durmaktadır. Bizim desteklediğimiz hat, halkların kendi bayrağı altında birleşerek, emperyalist saldırganlığa ve yerli gericiliğe karşı devrimci ve bağımsız bir mücadele yürütmesidir. Gericiliğin bayrağı altında hizalanmak, halkların özgürlük ve eşitlik taleplerini bastırmak anlamına gelir ve bu nedenle reddedilmelidir.

Tüm anti emperyalist güçler, dünya proletaryası, ezilen halklar ve emperyalist saldırganlık karşıtı tüm güçler, haksız savaşlara, ezilen uluslar ve ezilen halkların yeniden paylaşım savaşlarının bir parçası haline getirilmesine karşı mücadele etmeli, enternasyonal dayanışmayı geliştirmelidirler.  

Tekrar vurguluyoruz ki, bu dayanışmanın temelinde, emperyalistlerin ve yerli gericilerin satranç tahtasında piyon olmamak, ezilen halkların kendi mücadeleleriyle özgürleşmesi vardır. Dış müdahaleye dayanan kurtuluş programları yeni bağımlılıklar yaratırken, içeride gericiliğe yaslanan direniş söylemi halkın taleplerini bastırmaktadır; bu nedenle mücadelemiz, ezilen halkların kendi öz örgütlülüğüne ve bağımsızlığına dayanmalıdır.

Emperyalist saldırganlık savaşları, ezilen halklar ve proleter hareketler açısından yeni devrimci imkanlar yaratmaktadır.

Tarihte birçok kez olduğu gibi, emperyalist krizler ve savaşlar, sömürülen sınıfların ve halkların ayağa kalktığı, devrimci mücadelenin yükseldiği dönemlere dönüşebilir. Bu süreçleri halklar lehine dönüştürebilmesi için, anti emperyalist güçlerin ve devrimci hareketlerin emperyalizme, faşizme ve gericiliğe karşı mücadeleyi sistemin temellerine darbeler vuracak biçimlerde örgütlemeleri gerekmektedir. Bu bağlamda, emperyalistlerin savaş politikalarına karşı işçi sınıfı ve ezilen halkların Demokratik Halk Devrimi ile sosyalizm hedefini içeren anti emperyalist mücadeleler zorunlu hale gelmektedir.

Başta her milliyetten İran ve Filistin halklarının olmak üzere emperyalist ve Siyonist saldırganlığa karşı mücadele ve direnişini güçlendirelim. Ortak mücadele hattı hem emperyalist saldırganlara hem de yerli gericiliğe karşı ezilen halkların bağımsız ve devrimci bir çizgide buluşmasını hedeflemelidir.

Hiçbir halk, emperyalistlerin ve yerli gerici sınıfların satranç tahtasında bir piyon değildir. Halkların bağımsızlık ve demokrasi, ezilen ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı için mücadelelerinin bir parçası olmak, desteklemek bu mücadelede temel ilkemizdir.

Her sınıf kendi bayrağı altında toplanmalı ve kendi sınıfının çıkarları için mücadele etmelidir. 

EZİLEN HALKLARIN BİRLEŞİK MÜCADELESİ EMPERYALİST SALDIRGANLIĞA KARŞI DİRENİŞ GÜCÜMÜZDÜR! 
EMPERYALİST SALDIRGANLIK VE HER TÜRDEN GERİCİLİĞE KARŞI DURALIM! 
BİRLEŞELİM, MÜCADELE EDELİM, EMPERYALİZMİ VE HER TÜRDEN HALK DÜŞMANLARINI TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖNDERELİM! 
HAKSIZ SAVAŞLARI SONA ERDİRMEK İÇİN HAKLI SAVAŞLARI BÜYÜT!

Anti Emperyalist Birlik( AIL) Koordinasyon Komitesi
Mart 2026

Previous post Turkish Translation of the AIL Statement Against Imperialist Aggression in Iran